Ana Sayfa Öneri

Anne with an E ve Ben Kirke: Biraz İlham Arayanlara

Herkese merhaba,

Corona kabusunun devam ettiği bugünlerde benim de evde oluşumun 10. günü. Onur ve ben evde çeşitli etkinliklerle kendimizi taçlandırıyoruz. Herkes gibi bizde Netflix’te dizi ve film izlemek, yemek yapmak, bitkilerimizle ilgilenmekten ve tabi kitap okumaktan keyif alıyoruz.

İşte tam bu noktada size, kadın karakterlerin baş rolde olduğu bir kitap ve bir diziden bahsetmek ve gönül rahatlığı ile size de tavsiye etmek istiyorum.

Hazırsanız hadi başlayalım !!

Kitabımızın adı “Ben Kirke” 2020 yılına iddialı bir giriş yaparak aldığım bu kitap, bu sene en sevdiklerim arasında yerini aldı bile.

Yunan mitolojisini sevenler, ilgisi olanlar ya da olmayanların da rahatlıkla okuyabileceği fantastik bir hikaye.

Konusuna gelecek olursak, Güneş Tanrısı Helios’un kızı Cadı Kirke; annesi, babası ve kardeşleri tarafından sevilmez. Çirkin, beceriksiz ve itici görünür. Ve herkes tarafından dışlanır. Çünkü farklıdır, iyi niyetlidir ve sevgiden beslenir. Kendisini de bu güçsüzlüğüne inandırmış olan Kirke, aslında bir ölümlüyü tanrıya, bir ölümsüzü ise canavara dönüştürebilecek kadar güçlüdür. Burada detaya girip spoiler vermek istemiyorum.

Ve bir gün Kirke yaptıkları yüzünden sürgün için Aiaie adasına sürgüne gönderilir. Bütün hikaye burada başlıyor. Tek başına kaldığı adada verdiği güzel mücadele son derece ilham verici.

Kirke, adayı yaşadığı saraylardan çok daha fazla seviyor ve kendine bir dünya kuruyor bu adada. Hayvanlarla, çiçeklerle, doğayla dost oluyor.

Adasına uğrayan korsanların ondan faydalanmak isteklerine karşı kendilerini domuza çevirmesi de kadın haklarına dair takdir edilesi bir dokunuş.

Hepimiz bazen ölümsüz olmak isteriz ya, şöyle diyor Kirke bir bölümde,
“Ölümlüler çok da uzun olmayan yaşamlarının sonunda yaşam sonrası bir araya gelip sonsuza kadar orada birlikte kalabilecekler.  Ama Kirke ölmeyecek ve sonsuza dek yaşamaya devam edecek….”

Kirke’nin günde güne güçlenişini, baş kaldırışlarını, aşklarını, gelişimini sanki o adadaymış gibi takip etmek, ona eşlik etmek, bazen onunla beraber otlar toplayıp, büyülerine ortak olmak benim için şahane bir yolculuktu.

Şimdi, Sizi kitabın arka kapak yazısından bir bölüm ile baş başa bırakıp, bir diğer güçlü ve hayalperest karakterimiz Anne’e geçiyorum.

“Ben, Helios’un kızı Aiaie Cadısı Kirke. Hayatım boyunca trajedinin beni bulmasını bekledim. Bulacağımdan hiç kuşkum yoktu çünkü başkalarının hak ettiğimi düşündüğünden daha fazla arzum, isyanım ve gücüm vardı, yıldırımları üstlerine çekecek şeylerdi bunlar. Ve bir gün , artık bu dünyaya dayanamayacağım, diye düşündüm. Bunun üzerine denizin derinliklerindeki kadim bir tanrı seslendi. “Öyleyse Çocuğum, Başka Bir Dünya Yap”

Gelelim dizimize;

Anne with an E” Benim bugüne kadar izlediğim en güzel, en samimi ve bitmesini hiç istemediğim bir Netflix dizisi.

Suçtan, şiddetten, yalanlardan ve de dolanlardan bıktıysanız, bu tarz içerikli dizilerden de fenalık geldiyse, bir de benim gibi dönem film ve dizilerini seviyorsanız ve bu dizi/film olağanüstü bir atmosferde, muazzam doğanın içinde şahane bir kasabada geçiyorsa sizi hemen buraya alayım.

Anne with an E 1800’lü yılların sonunda, Kanada’da Prens Edward Adası’nda geçiyor.

Hikaye şöyle başlıyor; Marilla ve Mathew artık yaşlandıkları için çiftlik işlerinde kendilerine yardımcı olacak bir erkek çocuk arıyorlar. Onlar bir erkek yardımcı beklerlerken, onun yerine yetimhaneden Anne’in gelmesiyle olaylar başlıyor. Önceleri Anne’i istemeseler de sonra ona soy isimlerini bile veriyorlar. Anne Green Gables’da ki herkese ve ekran başındaki bizlere inanın çok iyi geliyor.

Anne bugüne kadar tanıştığım en güzel karakterlerden biri.. Hayalperest, kitaplardan çokça ilham alan, kendi hikayeleri olan, güçlü, empati yeteneği gelişmiş bir karakter.. Kızıl saçlarından ve çillerinden nefret ediyor ama yaş aldıkça tüm güzelliği ile kendini kabul ediyor. Bu da izleyen minik kitle için oldukça güzel bir mesaj..

Dizi, döneme ve belki günümüze de şahane vurgular yapıyor. LGBT, ırkçılık, kadın hakları, kadın erkek eşitliği ve pek çok konunun içinde yer alması beni epey mutlu etti. Ayrıca gözümüze sokarak aktarılmaması da dizinin en başarılı yönlerinden.

Bir kitap uyarlaması olan dizimiz maalesef 3 sezon ve ben bitmemesi için çok yavaş izliyorum. Sanırım baştan da başlayabilirim 🙂

Green Gables, çiftlik evi, kıyafetler, sepetler, hasır çiçekli şapkalar, fırında pişen ekmekler ve çörekler, muazzam doğaya eşlik eden şahane müzikler beni tamamen içine alıyor. Kendimi orada gibi hissediyorum. Tüketimin bu kadar yoğun olduğu bir çağda, sadeliği ve onun getirdiği mutluluğu yaşamak gerçekten çok keyif verici.

İyi ki seninle tanıştım Anne.. Fazlaca ortak yönümüzün olması beni çok mutlu etti. Marilla ve Mathew sizi de hiç unutmayacağım. Umarım bir yerlerde sizden çokça vardır 🙂

Ailecek izleyebileceğiniz bu sıcacık hikayeyi kaçırmayın derim.

Biri ölümsüz cadı, diğeri çocukluk ve ergenlik döneminde izlediğimiz genç bir kadın. Ortak yanları hayata karşı güçlü duruşları. İki hikayeden de alacağımız çok fazla ilham var…

Herkese çok sevgiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir