Ana Sayfa Deneyim Öneri Sanat Yoga

Hygge: Samimi ve Keyifli Ortam Yaratma Sanatı

Herkese merhaba !

Kasım ayı ile beraber yavaş yavaş kışa merhaba demeye hazırlanıyoruz. Artık evlerimizde sıcak ve keyifli ortamlar yaratmanın zamanı geldi. Bu yüzden bugün Danimarka’nın popüler kavramı Hygge ile evde keyifli bir gün yaratmaktan bahsedeceğim..

Hazırsanız, hadi başlayalımm !

Hygge’nin Dan’ca da tam bir karşılığı olmamakla beraber, keyifli, sıcak ortamlar yaratmak, ruhunu doyurmak, stresli durumlardan uzak kalmak, anın tadını çıkarmak, sevdiklerinle beraber iyi vakit geçirmek, sade ve minimalle mutlu olmak… gibi tanımlamalar yapabiliriz.

Bütün bu tanımlamalara baktığımızda, Hygge’ye ulaşmanın zor olduğunu düşünebilirsiniz ama aslında gayet basit. Hatta hepimizin zaman zaman deneyimlediğimiz türden durumlar. Burada önemli olan, bunu farkında olarak gerçekleştirmek.

Yapmamız gerekenleri ise şöyle sıralayabiliriz;

Sevdiğimiz dostlar ya da ailemizle ev buluşması, doğada olmak, sıcacık bir kahve ya da bitki çayı belki de sıcak çikolata, fırından yeni çıkmış zencefilli, tarçınlı kurabiye, mumlarla aydınlatılmış loş bir ortam, minimal ve sade mobilyalar, sıcak şarap, biraz ev yapımı reçel, hatta çikolata, yün çoraplar ve rahat ev giysileri…

Kış aylarında evde hygge güzel bir fikir olabilir diyenleriniz için, buyurunuz ihtiyaç listeniz;

Hygge nin olmazsa olmazı kesinlikle mumlar! Çünkü hygee bir ortam loş olmalıdır. Evde vakit geçireceğiniz alanı mumlarla doldurup, loş bir ortam yaratabilirsiniz.

Loş ortam hazırsa, okuyacağınız kitaba ya da seçeceğiniz filme karar verebilirsiniz. Diğer maddelere geçmeden hemen benim önerilerimi size yazayım. İlk kitap önerim Norveçli Yazar Erlend Loe’den geliyor. “Süper Naif” ya da “Doppler”.. Ben bu iki kitabın da bitmesini hiç istemedim. Erlend Doe’nin karakterleri ile baya iyi anlaştım 🙂

İkinci kitap önerim ise,
Fransız yazar Jean Paul Didierlaurent’ın “6.27 Treni” sıcacık bir hikaye.. Konusu şöyle, Guylain Vignolles kâğıt geri dönüşüm fabrikasındaki işinden nefret eden yalnız ve mutsuz bir adamdır. Hayatı, sıkça sohbet ettiği küçük kırmızı balığıyla birlikte yaşadığı ev ve çalıştığı fabrika arasında geçer. Görevi, kitapları paramparça eden korkunç makine Zerstor 500’ü kullanmaktır. Kitapları yok etmekten duyduğu vicdan azabından kurtulmanın yolunu, her gün bindiği banliyö treninde, Şey’den söküp aldığı birbirinden bağımsız kitap sayfalarını yüksek sesle okumakta bulan Guylain, tekdüze hayatının akışının vagonda bulduğu o akıllı bellekle birlikte değişeceği umuduna kapılır. Minik aletin içindeki metinlerin yazarının peşine düşen bu umutsuz, şehirli adamın küçük hayatı büyük bir dönemecin eşiğindedir artık.

Film önerisi ise yine sıcacık bir hikaye olan, “Edebiyat ve Patates Turtası Derneği” kitapların, dostluğun, aşkın ve savaşın bir arada olduğu 2018 yapımı bu filmi Netflix’ten izleyebilirsiniz. Konusu ise şöyle, Edebiyat ve patates turtası derneği üyesi olan ve adada yaşayan Dawsey, yazar Juliet’ e bir mektup yazar. mektuplaşmaların ardından derneği merak eden ve kendisine yazacak bir şeyler arayan Juliet, o küçük adaya gitmeye karar verir. Juliet’in gelmesiyle hem üyelerin hem de kendisinin hayatı değişmeye başlar; ne istediğini ne aradığını daha iyi keşfeden yazar, aynı zamanda diğer karakterlerin de hayatına dokunur. Uzun zamandır izlediğim en tatlı, en samimi filmdi. Hygge bir güne kesinlikle yakışacağını da eklemeliyim.

Kitapla başlayacaksak eğer, yanında hoş bir müzik açmak kesinlikle mutluluğu arttıracaktır. Ben, en son bir kitap tavsiyesi üzerine, Spotify’dan “Gregory Alan Isakov” un albümünü dinlemiştim. Baya keyiflenmiştim.

Mumlar, film ya da kitaplar hazırsa, yanına eşlik edecek kahve ve kurabiyeleri hazırlamanın tam zamanı! ben tercihimi kesinlikle zencefilli kurabiyeden yana kullanırdım. Tarifine şuracıkta ki yazımdan ulaşabilirsiniz./http://www.herkesehello.com/yoga/pazar/

Kahve demlendi, kurabiyeler de hazırsa şimdi en rahat ev kıyafetlerimizi ve yün çoraplarımızı da giyebiliriz. Tabi ki ekoseli battaniyemiz olmazsa olmazımız !

Bu anı biraz daha keyiflendirmek için yanınıza mutlaka not defteri ya da günlüğünüzü de alın. Günün bitiminde izlediğiniz filmi, okuduğunuz kitabı ya da dinlediğiniz müziği not alabilirsiniz. Ve günün size hissettirdiklerini. Bu sizi daha sonra okuduğunuz da mutlu ve motive edecektir. http://www.herkesehello.com/yoga/motivasyon-icimizde-bullet-journaling/

Tüm bunları gözünüzde canlandırdığınız da size de çok güvenli bir sığınma ortamı gibi görünmüyor mu? Belki adına Hygge demeyebilirsiniz. Adını her ne koyarsanız koyun, bu anlar kendimize vereceğimiz en güzel hediyelerden biri..

Belki bir sonra ki yazı da sevdiklerimizle Hygge ortamı yaratmak için neler yapabiliriz den bahsederiz.. Ne dersiniz ?

Sevgiler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir