Ana Sayfa Deneyim Seyahat

Bir Huzurlu Köy Varmış: Doğanbey Köyü

Hafta başından hafta sonu için plan yapmaya başlamak neyle alakalı bilmiyorum ama ben bunu yapmayı çok seviyorum. Hem keyifleniyorum hem de koca haftanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Yine kendi kendime bu hafta sonu ne yapsak acaba diye düşünürken, sizlere bahar başında ziyaret ettiğimiz Doğanbey Köyü’nden bahsetmediğimi farkettim. Aman Esra’nın şu bahsetmeleri de olmasa da ne yapardık diyebilirsiniz ama olsun ben yine de yazacağım 😀

Başlıyorumm ;

Eski adı Domatia olan Doğanbey aslında bir Rum Köyü. Geçmişi M.Ö 7.yy’a dayanan köy 1924 yılındaki mübadeleye kadar rum halkının yaşam alanıymış. Daha sonra ise Türkler yerleşmiş. Şuan ise çoğu akademisyen kişiler tarafından restore edilmiş ve sit alanın koruması altında.

Tarihi detaylarını bilmekte yarar var ama çokta uzatmak sıkıcı olabilir diyorum ve işin zorlu kısmı olan ulaşımdan bahsetmek istiyorum. Doğanbey Aydın’ın Söke ilçesine bağlı.İzmir’den ulaşmak için epeyce yok katediyorsunuz. Ha geldik de geleceğiz derken,orada bir köy var uzakta.. misali beliriyor karşınızda. Evet ilk girişte çoğu yeni görünen yer gibi off bunun için mi geldik diyorsunuz ama esas büyüsü köyün içinde dolaşmaya başladığınızda ortaya çıkıyor.Sakin, huzurlu ve sessiz doğasıyla sizi hemen içine çekiyor.

Şimdi gelelim önemli bir detaya, daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, Ben tarih kokan taş sokakları, rum evlerini pek seviyorum. Sessiz, yeşil ve çoğunlukla az insanlı yerlere bayılıyorum. Hatta yakın zaman sonra size Eski Datça’yı da anlatacağım. Neyse sözün kısası sizin de beklentiniz genel olarak bu yöndeyse , bu önerimi dikkate alınız. Yoksa efsane sıkılırsınız 🙂

Nerede kalmıştık ?

Bu sessiz köyün bende uyandırdığı izlenimi tek bir paragrafla anlatacak olursam,ki aynen şu şekildeydi:

Onur! hemen buraya yerleşelim. Sabahları yogayla güne başlayıp, öğleden sonra bahçede sallanan koltuğumda klasik müzik eşliğinde şarabımı yudumlamak istiyorum. : )

Peki Onur ne dedi? diye soracak olursanız, orasını işte siz kafanızda canlandırın 😀

Şaka bir yana elbette kazanmak zorunda olduğumuz para ve bunun içinde çalışmak zorunda olduğumuz işlerimiz olduğu için bu gibi durumlar biraz hayalden ibaret. Ama haftalık kiralanabilen ev ilanları gördüm. Şehrin gürültüsünden uzaklaşmak istediğinizde belki bu kiralama durumundan faydalanabilirsiniz. Bence de şahane olur 🙂

Esra bu köyde neler yapabiliriz kiiiii ?

*Sessizliğin tadını çıkarın,

*Dar sokaklarda yavaş, yavaş tadına vararak yürüyün,

*Bol, bol fotoğraf çekin,

*Tepeye kadar ulaşıp, manzarayı seyredin,

*Köy turu bitince, Karina Koyu’na gidin ve balık yiyin. (Aşağıda ondan da bahsedeceğim.)

Dahasını gerek yok zaten. Bir daha gidecek olursam kesin ev kiralar, yanıma şarap, mat ve kitabımı alırım.

Gelelim Karina Koyu’na. Kendisi köye yaklaşık 10 km uzaklıkta. Biraz virajlı yolları aşıyorsunuz. Ama gördüğünüz manzara yine işte buna değer dedirtiyor. Biz gittiğimizde hafif yağmur yağıyordu. Balık keyfi ikiye katlandı. Koyda sıralanmış bir kaç tane mekan var. Beğendiğiniz bir restorana oturabilirsiniz.Biz Karina Balık’ı seçtik.Yediklerimizden gayet memnun kaldık. Bu arada koy Samos Ada’sına o kadar yakın ki askeri koruma altında.

Karina Koyu

Hava henüz çok soğumamışken, güzel sonbaharın  bir gününü buraya ayırabilirsiniz. Umarım bizde tekrar gideriz.

Not: Köyün girişinde bulunan minik cafe hariç, İçeride herhangi bir mekan yok.

Kib byeeee !

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir