Ana Sayfa Deneyim Öneri Seyahat

Prag: Modern Zamanda Bir Orta Çağ Masalı

Bizim kış dönemine denk getirdiğimiz seyahatimiz hiç olmadı. Herkes gibi hep bahar ve yazı tercih ettik. Bu gezimizde anladık ki kışın seyahat etmenin de tadı bir başka. Hazırsanız, Kış masalımıza Prag’la başlıyoruz!

Evet soğukta gezmek biraz daha zor oluyor ama turistik bir bölgeye kışın gitmek insan kalabalığının daha az olması açısından avantajlı olabiliyor. O yüzden siz siz olun kışın gezilemez diyenlere pek de kulak asmayın. Atkınız, bereniz yanınızda olduğu sürece size hiçbir şey olmaz 🙂

Hard Rock

Ah Prag!

Charles Köprü’sü, Vltava Nehri, Astronomik Saat, Kampa Adası, Kafka’nın Evi, Ulusal Tiyatro, Old Town, Prag Kalesi, Aziz Vitus Katedrali, Nazım Hikmet’in Slavya Kahvesi, John Lennon Duvarı.. Gitmeden önce biraz da araştırma yaparsanız kendinize tüm bunlar ve daha fazlası arasında şahane bir hikaye yazabilirsiniz.

Önce benim en sevdiğim bölüm ile başlamak istiyorum !

Rivayetler, Efsaneler

Bu bölümü efsaneleri, ürkütücü hikayeleri sevenler okusun.

Prag’ın geçmişi bin yıl öncesine kadar uzanır. Bir zamanlar Ortaçağ karanlığının hüküm sürdüğü bu şehir, tarih sayfalarına en çok cadı yakılan şehir olarak geçmiş. Şuan geceleri rahatça yürüdüğümüz Prag sokaklarında o dönemlerde gece ortaya çıkan garip esintiler insanın içinde bir ürpeti oluşturmaya yetermiş. Giderseniz Prag Kalesi nin bahçesinde ki kuyuya bir bakın derim. İşte cadılar orada yakılırmış . Peki ya geceleri ortaya çıkan, Beyaz atı üzerinde, kesik başını taşıyan Tapınak Şovalyesi’ne ne demeli? !!

Şovalyeleri Aradığım Gece 😀

Prag Kalesi’nde ki dev kuyuyu geçtim, şehir bir de hayaletleri ile ünlüymüş. Surlarda ki Daliborka Kulesi adını Dalibor isimli bir şovalyeden alırmış. O Prag’ın Robin Hood u sayılırmış. ( Efsaneye göre hapsedildiği zindan da keman çalmayı öğrenmiş. Müziği duyan halk, kulenin etrafında toplanmış ve onu ölümden kurtarmışlar. ) Prag Kalesi’nde keman sesi falan duyarsanız Dalibor’a da bir selam çakmayı unutmayın 🙂 bütün bunları nereden öğrendim diye sorarsanız, Remzi Gökdağ’ın “Başka Şehirler” adlı kitabını hemen şuracıkta önerebilirim.

Romantiklik ?

Şöyle bir Kampa Adası’na doğru geçin. Pastel evlerin arasından arasından akan Certovka Deresi’ni göreceksiniz.

Puslu havanın arasından çıkan renkler, bulunduğunuz atmosfer sizi baya romantikliğe itiyor. Gece çıktığınızda yanan ışıklarla ortam adeta bir ortaçağ masalına dönüyor. Sanki bir yerlerden atlarının üzerinde şovalyeler çıkacak ve etrafınızı saracak gibi. Belki bir sıcak şarapla bu masalı taçlandırabilirsiniz.

Sanat?

Prag’ın taşı toprağı , her yeri bir sanat eseri desem bana inanır mısınız bilmem ama baktığınız her yerde gördüğünüz gotik yapılar başlı başına gözünüzü kamaştırıyor. Sokakları ve özellikle Charles köprüsündeki müzisyenler bile buram buram sanatın varlığını hissettiriyor size. Ee malum Prag kukla sanatı ile de pek meşhur. Bir de Ulusal Tiyatro var ki! yolunuz düşerse illa ki bir şeyler izleyin. Biz Maskeli Balo’yu izledik. Binanın ihtişamından operaya adapte olamadık o derece yani 🙂 Ekstra olarak şunu da belirteyim, kiliselerde şahane klasik müzik dinletileri oluyor. Denk gelirseniz kaçırmayın..

National Theatre

Astronomik Saat

Öncelikle, Prag’a gider gitmez gördüğünüz ilk saati o çok meşhur Astronomik Saat zannetmeyin. Çünkü her yerde bolca saat göreceksiniz. Ben düştüm o hataya aman siz düşmeyin 🙂

Astronomik saat 1490 yılında yapılmış. İnanışa göre bu saatin ustası bir daha böyle bir muazzam eseri başka bir yerde tekrarlaması için gözleri kör edilmiş. ( vay arkadaş )

Astronomik Saat

Her saat başı çaldığı zaman, 12 havarinin geçit töreni var. İlk önce saatin solunda bulunan ve ölümü simgeleyen iskelet, sağ elinde tuttuğu ipi çekiyor. İskeletin diğer elinde ise ters çevirdiği bir kum saati var. Ardından iki pencere açılıyor ve havariler daire çizerek sağdan, sola doğru dönüyorlar. Bu bölümün sonunda bir horoz ötüyor ve saat başını belirten bir çan çalıyor.

Saatin yapımcısı dünyayı evrenin merkezine yerleştirmiştir. Saatin amacı sadece zamanı göstermek değil, ay ile güneşin dünya etrafındaki dönüşlerini de canlandırmaktır.

Her saati o saat sanmayın dedim ya, zaten astronomik saatin önünde saat başını bekleyen kalabalığı göreceksiniz. İşte o an doğru yerde olduğunuzdan emin olabilirsiniz 😀

John Lennon Duvarı !

Lennon’un ölümünden sonra gençlerin “Imagine” yazdığı duvar.

Polislerin ısrarla sildiği gençlerin ısrarla yazdığı ve bir de John Lennon portresinin grafiti çalışmasının yapıldığı duvar, turistlerin en çok uğradığı noktalardan biri haline gelmiş. Şuan duvarda yüzlerce güzel yazı, slogan ve grafiti var. İnsan gerçekten hayran oluyor. Gerçekten ya bi “Imagine” artık ! Okurken dinlemek için sağ tıkla : https://youtu.be/YkgkThdzX-8

Charles Köprüsü

Google’da Prag ‘ı arattığınızda karşınıza çıkan ilk karelerden biri de kesinlikle Charles Köprüsüdür.. Nasıl olmasın? Üzerinde sayısız heykel, alttan akan kart postal misali nehir. O güzelliğe güzellik katan müzisyenler.. Şehrin iki yanını biri birine bağlayan görkemli köprü. Geçerken bazı heykellerin önünde dua eden, dilek dileyen insanlar göreceksiniz. Ben durur muyum ? Tabi ki duamı ettim. Dileklerimi diledim !

Charles Bridge

Prag Kalesi

Eğer yürüme ve tırmanma konusunda kendinize güveniyorsanız, İstikametimiz Prag Kalesi ! Baya yokuş ve baya merdiven çıktıktan sonra ulaşıyorsunuz ki biz Kıbrıs’ta St Hilarion Kalesi’ne tırmanmış insanlar olarak, bize bu parkur gayet basit geldi 😀 😀 bu arada telefrik seçeneğini değerlendirmek istiyorduk, şehir manzarasına tam hakim olabilmek için. Unuttuk. Gerçekten unuttuk.

Kıbrıs macerası içinse, şu linke sağ tıklayıp farklı bir pencerede açabilirsiniz 🙂 http://www.herkesehello.com/seyahat/eylul-rotasi-kibris/

Okurken yorulanlar olmasın diye, vardığımızın haberini vereyim. Prag Kalesinin içine girdik. Aziz Vitus Katedrali yükseldi önümüzde. “Pardon ama bu nedir ! bu nasıl bir muhteşemliktir ! Arkadaş siz nasıl yaptınız bunları! ” gibi tepkilerden kendimi alamadım doğrusu. Attığım her adımda gördüğüm her şey çok ama çok etkileyiciydi.

Prag National Theatre / Ulusal Tiyatro

Shakespere in Love filmini izleyenler var mı ? Ay ne sevmiştim. London Globe Theatre’da geçiyordu sanırım. İşte o zaman o kadar büyülenmiştim ki, umarım bir gün bu kadar büyüleyici bir yerde bir oyun izlerim demiştim. Kısmet Prag’daymış. Evet filmlerde ki gibiydi. “Maskeli Balo” opera biletlerimizi gitmeden önce almıştık.. Biletleri nereden aldık? linkini şuraya bırakıyorum. ( sağ tıkla, farklı pencerede aç, yazıdan ayrılma 🙂 )
https://www.pragueticketoffice.com/venue/the-national-theatre-of-prague/

Altınla Taçlanmış Ulusal Tiyatro Çek kültürel uyanışının en önemli sembollerinden biriymiş. 1868’de başlayan yapım çalışmaları hayırseverlerce finanse edilmiş. Neo-Klasik bir tasarım olan tiyatro 1881’de resmi açılıştan önce çıkan yangında kül olmuş, 6 hafta içinde yeniden inşası için gereken para toplanmış.

Bina dışından ayrı güzelken, içeri de ayrı bir havası var. Tarih, estetik, gösteriş.. Fuaye alanında şık giyimli, şampanyalarını yudumlayan insanlar..Bende çok heveslenmiştim. Soğuğu göze alarak, yanıma şık bir elbise, topuklu ayakkabılar bile aldım. Ama malesef aynı gün Türkiye’de çok acı olaylar yaşandı. Dolayısıyla süslenmek için hiç isteğim kalmadı.

Her şeye rağmen orada, o atmosferi solumak baya iyi geldi. Not: Opera başarılı değildi..

Nazım Hikmet’in Meşhur Kahvesi / Cafe Slavia

Nazım’ın meşhur kahvesine de değinmeden geçmeyeyim. Kendisi tam da bu operanın karşısında ve nehre bakıyor. İçeri girmedik ama Nazım’ın yaşanmışlıklarına bir selam çakmayı da ihmal etmedik.

Nazım Hikmet kendisin İstanbul’u hatırlatan Prag’da hep bu kahvede takılırmış. İstanbul hasreti ile o dönem şu dizeleri kaleme almış..

” Prag şehri yıldızlı bir dumandır. ve kızıl kocaman bir elma gibi. Nezval geçer taze çıkmış kabrinden. Param parça yüreği de elinde. ve Orhan Veli ile karşılaşırlar.. Rumeli Hisarından gelir O. ve telli kavağa benzer Orhan’ım. Yüreği delik deşik onun da. Bizde aynı loncadanız biliriz Tavfer. Zanaatların en kanlısı şairlik..Sırların sırrını öğrenmek için, yüreğini yiyeceksin.. yedireceksin.. “


Evet ,aklımızda ve önceliğimiz de hiç yokken Münih biletlerini almakla başlayan hikayemiz Prag’la devam etti. Hazır Münih’ e gitmişken 5,5 saat uzaklıkta neden Prag’a da gitmeyelim dedik ve Flixbus biletlerimizi seyahat öncesinde aldık. Riskliydi! çünkü!!! iki geceyi, hiç bilmediğimiz yollarda gece yolculuğu yaparak geçirdik! Dönüş uçağımız yine Münih’ten olduğu için, gece otobüsle direkt havalanına geçtik 😀 Otobüs iptal olsaydı ! ya da farklı bir aksilik ! Nasıl çıkardık işin içinden bilmiyorum çünkü Almanya bize sadece kalış süremiz için vize vermişti 😀 ama olsun! İnsan hayatta kaç kere bu tarz riskler alır, çılgınlıklar yapar ki ! Bu arada flixbus tam bir öğrenci otobüsü. Biz yaşları 30’u geçmiş iki tip! kendimizle gurur duyduk elbet! Anlatıyorum ama yapın demiyorum. Bunu da ekleyivereyim 😀

Bir gün konu ile ilgili bir video çekip, ulaşımla ilgili şahane anılarımızı Onur’la birlikte anlatmayı çok istiyorum. Umarım olur 😀

Son olarak notlar:

*Domuz eti yeme konusunda sıkıntılıysanız, o meşhur sosis – bira olayına giremeyeceksiniz. Çünkü hemen her yerde domuz eti var. Ben zaten sosis tüketmediğim için heves bile etmedim. Onun yerine şinitzel, patates bira yapabilirsiniz. Çek biraları ünlü sonuçta. İlla ki denenmeli. Hemen mekan önerisi de sıkıştırayım. Karlova diye bir mekan.

Karlova

İçerisi nostalji kokuyor. Sanki çokkkk uzun yıllar önce bir zamanda gibisiniz. Cam kenarında bir bistroda yerinizi alın ve biranızı sipariş edin. Şinitzeli pek güzeldi. O kadar sevdik ki iki akşam oradaydık. Bizimle ilgilenen kişi de aşırı sempatikti !

*Aman aman bir yemek kültürü yok. Şu meşhur Trdelnik tatlısını yemeden dönmeyin ama !

*Sıcak şarabı gayet şehri gezerken yudumlayabiliyorsunuz. Mevsim kışsa o kadar iyi geliyor ki. Kesin yapılacaklar listesine alınmalı.

*Otel olarak, tam old town’ın merkezinde nehre, köprüye, ünlü her yere çok yakın. Royal Road Residence ‘da kaldık. Odamızın mutfaklıydı.ve merkezde de olduğumuz için yemek kısımlarını genelde odamızda halletik. Hatta yanımıza atıştırmalıklar bile hazırladık. Kesinlikle bu tip konaklama yurt dışında hayat kurtarıcı. ( alışveriş için Albert Marketi tercih edebilirsiniz. Buranın mini Migrosları gibi. )

Oda, mutfak ve ekipmanlar aşırı temizdi. Ve biz baya baya sevdik. Binanın içindeki asansörü gördüğünüz an kafadan 1920’lere gidiyorsunuz zaten. Ay çok uzattım. Biz çok sevdik. Girişinde de bir Starbucks bir Irish Pub mevcuttu.

*Gitmeden önce ulaşım, sanatsal etkinlik biletlerinizi bizce kesin halledin.

*Eğer planınız ekonomik bir gezi ise;

Konaklamanızı mutfaklı tercih edin, Gün içinde yanınıza atıştırmalıklar hazırlayın,Gitmeden bavulunuza illa ki çerez ve kuruyemiş ekleyin. Günlük harcama limitlerini belirleyip, not alın. Sürekli kahve molası vermeyin 🙂 Önceliğinizi belirleyin. Mesela akşam dışarıda bi kaç çeşit bira denemek istiyorsanız, yukarıda dediklerimi uygulayın. Zaten alkol fiyatları gayet uygun. Şehir içinde ulaşım kullanmayın, yürüyün.. Eve dönünce bolca dinleneceksiniz 🙂

Kar Bekliyorduk 😀

*Her şeyi görmeye çalışırken, bazen ne yaşadığımızı anlayamayabiliyoruz. O yüzden telaşsız, gerçekten yaşayarak gezin 🙂 bırakın bi kaç yeri de görmeyiverin.

Münih hikayesine kadar şimdilik,,,

Kib Byeeee!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir