Ana Sayfa Yoga

Pazar

Herkese hellooo !

Bu pazar İzmir’de tam bir kahve, kitap veya battaniye altında film havası var. Ben de tam böyle havaya uygun önerilerle geldim. Bitki çaylarınız ya da kahveleriniz hazırsa hadi başlayalımmmm !

İlk önerim evde olanlara geliyor. Pazar demek kendimizi şımartmak demek. O yüzden azcık şeker ve undan bir zarar gelmez 😀 ve karşınızda “Zencefilli Kurabiye” ! İsveçliler ağzının tadını biliyor diyor ve tarife geçiyorum.

1/2 su bardağı tereyağı ( eritin )

1/2 su bardağı toz şeker veya pekmez

1 adet yumurta sarısı ( kesinlikle sadece sarısı )

2 su bardağı un veya tam tahıl unu ( illaki eleyin )

Kabartma tozu

Karbonat

Dilerseniz vanilin

1/2 tatlı kaşığı toz tarçın

1 tatlı kaşığı zencefil

Önce şeker ve eritilmiş yağınızı çırpın, sonra tüm malzemeleri ekleyip çırpın. Sonrada yoğurun. tezgahın üstünde açtığınız hamuru kalıplarla veya elinizle şekillendirin. Tepsiye dizin ve 10 dakika kadar dolapta bekletin sonra 180 derece civarı fırında 12 dakika pişirin. ( fırınların ayarları farklı olabilir. Gözünüz üstünde olsun ve yanmasın. )

Derkenn kurabiyeler hazır! Soğur soğumaz, kavanozun içine alın ve hemen instagramlık bir fotoğraf çekin 😀 afiyet olsun.

Not: Eviniz mis gibi zencefil ve tarçın kokuyor. Tam bir şımarma durumu 🙂

Güzel bir paket hazırlayıp, sevdiklerinizi de şımartabilirsiniz

Kurabiyeler piştiğine göre bir kahve hazırlayıp, battaniyenin altına girebiliriz. Film önerim ise tabi ki pazar keyfine uygun. İlki ; “The Book Shop”  ikincisi ise, “Chocolat” ikisi de kadın filmi gibi görünseler de erkeklerinde gayet izleyebileceği filmler.

      

Film değil kitapla vakit geçirmeyi düşünenlere ise, geçen hafta aldığım ve henüz okumaya başlayamadığım ama çok keyifli olduğunu hissettiğim kitabım “6.27 Treni” nden bahsetmek istiyorum.

36 yaşındaki Guylain Vignolles kâğıt geri dönüşüm fabrikasındaki işinden nefret eden yalnız ve mutsuz bir adamdır. Hayatı, sıkça sohbet ettiği küçük kırmızı balığıyla birlikte yaşadığı ev ve çalıştığı fabrika arasında geçer. Görevi, kitapları paramparça eden korkunç makine Zerstor 500’ü kullanmaktır. Çalıştığı işletmede iki dostu vardır, biri ürkünç makinenin ayaklarını yediği Guiseppe, diğeri ise sadece aleksandrin hece vezniyle kurduğu cümlelerle konuşan bekçi Yvon Grimbert. Kitapları yok etmekten duyduğu vicdan azabından kurtulmanın yolunu, her gün bindiği banliyö treninde, Şey’den söküp aldığı birbirinden bağımsız kitap sayfalarını yüksek sesle okumakta bulan Guylain, tekdüze hayatının akışının vagonda bulduğu o akıllı bellekle birlikte değişeceği umuduna kapılır. Minik aletin içindeki metinlerin yazarının peşine düşen bu umutsuz, şehirli adamın küçük hayatı büyük bir dönemecin eşiğindedir artık.

Ben seveceğimi düşünüyorum. Hatta az sonra bir kahve daha koyup, başlayacağım. Etrafa bir kaçta mum serpiştirdim mi, ortam kesinlikle tamam !

Son olarak, kışın pazar günlerinin en iyi aktivitesi olan sinema ! Eğer henüz gitmediyseniz ve hayatınızın bi döneminde  Queen dinlediyseniz ( ne demek bi dönem hala dinliyoruz 😀 )  ve biyografik filmleri seviyorsanız. Buyrunuz “Bohemian Rhapsody”  müziğe de doyacağınız bu filmi henüz vizyondayken kaçırmayın derim.

Herkese keyifli pazarlar !

Sevgiler !

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir